>
Get Your Own! | View Slideshow
sakin - Blogcu Backgrounds FreeGlitters.Com




sakin

• 10/8/2006 - ramazanın gelişi

Kategori: bebekler
(    Ay, hilal olunca başlar Ramazan

Ay, hilal olur gökyüzünde. Hilal göz kırpar insanlara ve çocuklara. Onun göz kırpmasıyla başlar Ramazan. Bir kutlu misafir gibi evlerimizi şenlendirir. Zaten evlerimizde hazırlıklar yapılır onu karşılamak için. Yufkalar açılır, sarmalar sarılır, börekler yapılır… Ve heyecanla ilk sahur beklenir.

Hoş geldin ey şehr-i Ramazan!

Camilerin minareleri arasından mahyalarla göklere haykırırız: Ey şehr-i Ramazan hoş geldin! Mahya, minareler arasındaki ışıklı yazılardır, şehr de, ‘ay’ anlamına geliyor. Mahya ile Ramazan’ı karşılamak çok eski bir gelenektir. Eskiden ‘siraçlık’ diye bir meslek varmış. Siraçlar camilerdeki mumları, kandilleri yakarlarmış. Camilerin bütün ışıklandırma işleri onlara aitmiş. Yıldızları kıskandırırcasına ışıldanmış minareler arasındaki mahyalar. Yıldızlar da daha bir güzel parlarmış Ramazan gecelerinde.

Sahur vakti

Davul sesiyle uyanıp pencereye koşarız. Davulcunun manileriyle coşarız. Bu kutlu misafiri davullarla karşılamak onunla olmaktan duyduğumuz mutluluğun ifadesi gibidir. Henüz gökte yıldızlar silinmemiştir. Ayın ışıkları bir kandil gibi aydınlatır dünyamızı. Kutlu misafirimiz Ramazan’la gelen oruç, iç dünyamızı aydınlatır. Kalp aynamızın pasını siler. Her şeyi daha farklı görmeye başlar, hassaslaşırız. Sahurda her şey serbesttir. Yeriz, içeriz. Ta ki imsak vaktine kadar.

İmsak vakti

Ezan sesi göklerde yankılanırken elimizi çekeriz bütün yiyeceklerden. Ezanlar, imsak vaktinin başlaması anlamına gelir. Ve aynı zamanda sabah namazına da çağrı... Ramazan ayında ezanlar tam imsak vaktinde okunur. Diğer aylarda ezan imsak vaktinden yarım saat sonra çağırır bizi namaza. İmsak vakti bazı yerlerde top atışıyla bildirilir. Eskiden de her yerden rahatça duyulabilsin diye top atışı yapılırmış, imsak ve iftar vaktinde. Bu geleneği canlı tutmaya çalışırız top atışlarıyla. Şimdi televizyondan, radyolardan ve takvimlerden de öğrenebiliyoruz imsak vaktini.

Oruç

İmsak vaktinde niyet ederek başlarız oruca. Orucumuz iftar vaktine kadar devam eder. Oruç bize birçok şey öğretir. Öncelikle Rabb’imize kulluğumuzu. Kul Rabb’inin emir ve yasaklarına uyar. O, ‘iftar vaktinde her şey serbesttir’ diye emredinceye dek yasak olan hiçbir şeye dokunmayız. Diğer ibadetlerimizle olduğu gibi orucumuzla da ‘biz Senin kullarınız’ deriz hal dilimizle. Orucun gereklerini yerine getirmek bunun hal diliyle ifade edilmesidir.

Her şey zıddıyla bilinir dünyamızda. Tokluğun ne büyük bir nimet olduğunu anlamak için açlığı bilmemiz gerekir. Oruç bize açlığı hissettirerek tokluğun kıymetini bildirir. Zengin de fakir de bir dilim kuru ekmeğin ne kadar lezzetli olduğunu anlar. Ve diğer nimetlerin lezzetini arzularken kıymetini... Rabb’imizin bize verdiği bu lezzetli nimetler için şükrederiz. Şükür, onların kıymetini anlamak demektir.

Açlık çeken insanların hallerini anlamamızı da sağlar oruç. Öyle bir anlarız ki, Ramazan ayı boyunca onlara yardım etmek için yarışırız birbirimizle. Daha iyi anlayanlar sonra da yardımlara devam eder. Komşusu açken tok yatmaktan utanır.

Ramazan’da bütün azalarımıza (organlarımıza) oruç tuttururuz

Ramazan ayında oruç tutan sadece midemiz değildir. Bütün organlarımız da oruç tutar. Örneğin dilimize oruç tutturmak; yalan söylememek, gıybet ve dedikodu yapmamak, dilimizle kimsenin kalbini kırmamak… gibi anlamlara gelir. Elimizle, ayaklarımızla, gözlerimizle, kulaklarımızla Allah’ın yasakladığı şeyleri yapmamak onlara oruç tutturmaktır. Zaten iyi bir Müslüman, bunları Ramazan dışındaki aylarda da yapmamalıdır.

İftar

Akşam ezanı adeta bir emir ve davettir. Bütün kâinatta ‘artık orucunuzu açabilirsiniz’ sedası yükselir. Aynı anda başlarız yiyip içmeye. İftarı dostlarımızla karşılamak çok eğlencelidir. Ve oruçluya ikram etmek çok sevaplar kazandırır. O yüzden dostlarımızı, ihtiyaç sahiplerini soframızdan eksik etmeyiz Ramazan boyunca.

Teravih

Yatsı namazının vakti girdiğinde teravih namazının vakti de girer. Yatsı namazının son sünnetini kıldıktan sonra başlarız teravihe. Yirmi rekât boyunca namaz kılmanın, şükretmenin zevkini yaşarız. Tek başımıza kılabiliriz teravih namazını. Ama camilerde, oruçla gönlü ve yüzü aydınlanmış insanlarla birlikte kılmak da ayrı bir zevktir. Teravih namazında camiler dolup taşar. Ramazan’ın bütün güzellikleri gibi teravih de birlikteliğimizi pekiştirir.

Biz teravih namazlarını Rabb’imizin rahmetine ulaşmak için kılarız. Gün boyunca aç kalan midelerimiz birden doyar. Teravihin bir güzelliği de burada ortaya çıkar. Birden doyan midemizin vücudumuza verdiği ağırlık da teravihle silinir gider.

arkadaşım dergisinden alıntıdır......


                  
Yorum (11) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 31/7/2006 - karagöz hacivat

Karagöz-Hacivat

Türk gölge oyununun tek temsilcisi olarak kabul edilen Karagöz oyununun kökeni konusunda değişik görüşler vardır.


Kimi kaynaklara göre Orta Asya'dan, İran'dan ya da Hindistan'dan batıya göç eden Çingeneler aracılığıyla Anadolu'ya gelmiştir. Bir görüşe göre Bizans, İtalya ya da Yunan kökenlidir. Türkiye'ye Portekiz ya da İspanya'dan göç eden Yahudiler aracılığıyla geldiğini savunanlar da vardır. Ancak bu görüşleri kanıtlayacak yeterli belge yoktur. Oysa Yavuz Sultan Selim döneminin güvenilir kaynaklarından İbni İlyas, gölge oyununun Türkiye'ye XVI.yy.'da Mısır'dan geldiğini ortaya koymuştur. İlk zamanlar Mısır gölge oyununun etkisi altında olan Karagözün, kesin biçimini XVII.yy.'da aldığı ve tiplemelerin de bu dönemde ortaya çıktığı öne sürülmektedir.

KARAGÖZ

Karagöz ve Hacivat'ın gerçek kişiler olduğuna dair halk arasında yaygın bir efsane vardır. Buna göre Karagöz B.Trakya'da yaşayan bir demirci ustasıdır. Orhan Gazi Bursa'yı alınca buraya gelir, Demirtaş Köyü'ne yerleşir. Orhan Gazi'nin emriyle inşa edilmekte olan caminin bağlantı demirlerini yapmakla görevlendirilir. Caminin ustabaşısı Hacı İvaz(Hacivat) ile Karagöz arasında bir süre sonra eğlenceli söyleşmeler başlar. Öteki işçiler işi gücü bırakıp onları izlediklerinden işler yarım kalır. Durumu öğrenen Orhan Bey, Karagöz'ün başını vurdurtur; olanları görüp ürken Hacivat da hacca gitmek üzere yola çıkar, eşkıyalar tarafından öldürülür. Tüm olanlardan pişmanlık duyan Orhan Bey, Şeyh Küşteri adlı birinin Karagöz'le Hacı İvaz arasında geçen söyleşmeleri bildiğini öğrenir. Çağırtıp anlatmasını ister. Şeyh Küşteri de aydınlatılmış bir perdeye yansıttığı görüntülerle Hacı İvaz ve Karagöz arasındaki söyleşmeleri canlandırır. Orhan Bey çok beğenir ve bu oyunun sürdürülmesini ister. Böylece Karagöz oyunu ortaya çıkmış olur. Halk arasında yaygın bir efsane olmasına karşın, yapılan araştırmalar bu efsanede kimi tarih tutarsızlıklarının olduğunu ve gerçekle pek ilintisi olamayacağını ortaya koymuştur.

Karagöz oyunları dört bölümden oluşur: mukaddime (öndeyiş,giriş), muhareve (söyleşme), fasıl (oyunun kendisi) ve bitiş. Oyunun mukaddime denilen bölümünde, ilkin perdeye göstermelik yansıtılır. Göstermelik çoğu kez oyunun içeriğiyle ilintisi olmayan bir görüntüdür (bir dalyan,vakvak ağacı, gemi, denizkızı, kediler, Burak vb.).

Bu görüntü müzik eşliğinde perdeye yansıtılarak izleyicilerin ilgisi oyuna ve perdeye çekilir. Görüntü nareke adı verilen cırtlak bir düdük sesiyle kaldırılır ve tefin tartımına uygun hareketlerle perdeye Hacivat gelir, bir semai okur. Bunu kimi kez, bir ara semaisi izler. Ardından ''Of hay Hak'' diyerek perde gazeline başlar. Bu gazel, öndeyiş bölümünün en önemli öğesidir. Bunda Karagöz perdesinin bir öğrenek yeri olduğu, felsefi ve tasavvufi anlamı, kurucusunun Şeyh Küşteri olduğu belirtilir. Padişaha övgü ve yakarışın yanısıra tasavvuf konularına da değinilir. Bundan sonra Hacivat, uyaklı bir anlatımla konuşur ve bir beyit okur, kendisine kafa dengi bir arkadaş aradığını ve bu arkadaşta aradığı özellikleri ağdalı bir dille belirtir. Kimi kez yeniden bir beyit okuduktan sonra perdeye Karagöz indirilir. İkisi dövüşmeye başlar, Hacivat kaçar, Karagöz yere uzanıp ona veriştirmeye başlar. Ardından bir tekerleme söyler. Bu tekerleme genellikle aynı harfle başlayan çeşitli sözcüklerin belli bir mantık bağı olmadan art arda sıralanması biçimindedir (Esasen ''Kara kaşla kara gözlümdür sebep'' şarkısı karalığından neş'et ettiği için kasımın fırtınasına karışan kaz yavruları karmakarışık olup karabiber havanına girdikleri için kaşık altı oldular). Bundan sonra, muhavere bölümüne geçilir.

Muhavere genellikle oyunun iki baş kişisi olan Hacivat'la Karagöz arasında geçer. Bazen muhavereye başka kişilerin de katıldığı olur. Bu bölüm salt söze dayanır olay yoktur. Amacı, Karagöz'le Hacivat'ın kişiliklerini, ses, yaradılış, yetişme biçimi ve diğer özelliklerini vurgulayarak yansıtmak ve kişilikleri arasındaki zıtlığı belirginleştirmektir.

Karagöz ve Hacivat

Fasıl bölümü oyunun kendisidir. Burada Hacivat ve Karagöz'ün yanısıra, oyunun öteki kişileri de bir olaylar dizisi içinde yer alır. XVI.yy.'da belirli bir konudan çok hayvanlarla, gemilerle daha çok kopuk sahneler gösterilirken, XVII.yy.'dan başlıyarak fasıl konuları belli bir olaylar dizisine uymaya başlamıştır. Fasıllar çok çeşitlidir. En eski olan ve her Karagöz oynatanın dağarcığında bulunması gerekenlere karı kadim, Meşrutiyet döneminden sonra ortaya çıkanlara nev icat denir.

Bitiş bölümü genellikle çok kısadır. Karagöz oyunun bittiğini belirtir, kusurları için af diler, gelecek oyunu duyurur. Bundan sonra Hacivat'la aralarında kısa bir söyleşme geçer, bu söyleşi oyundan çıkarılacak öğreneği vurgular.

Karagöz figürleri kalın deriden, özellikle deve derisinden yapılır. Bu derinin kullanılabilmesi için birçok işlemden geçmesi gerekir. Renklendirme için eskiden kökboyalar kullanılıyordu, bugün ise bunların yerini çini mürekkebi almıştır. Oynak eklemli olarak yapılan parçalar birbirlerine kiriş, kursak, tel ya da naylon iplik ile bağlanır. Oynatma değneklerinin geçeceği delikler, yuvarlak ikinci bir deri parçası dikilerek derinleştirilir.

Karagöz perdesinin boyutları eskiden 2x2,5 m iken daha sonra 1,10x0,80 m olmuştur. Perdenin çevresi çiçekli bezden, ayna denen yarı saydan bölümü ise mermerşahidendir. Perdenin arkasında ve tabanında perdenin çerçevesine iplerle tutturulmuş peş tahtası denen bir raf bulunur. Buraya perdeyi aydınlatan meşale konur. Meşale çeşitli biçimlerde hazırlanır. Bir çanak içine pamuk ipliğinden yapılmış dört parmak kalınlığında bir fitil konur, zeytinyağı, beziryağı ya da susamyağıyla yakılır. Çok parlamaması için, arada bir, yağın içine bir zincir daldırılır. Perde mumlarla da aydınlatılabilir. Oynatma değnekleri 60cm boyunda ve gürgendendir. Figürdeki deliğine iyice yerleşmesi için ucu ısıtılır ya da erimiş muma batırılır.

Karagöz tek bir sanatçının gösterisidir. Bu kişiye hayali ya da hayalbaz denir. Karagözde müziğin yeri çok önemlidir. Oyun baştan sona müziklidir. Karagöz oynatan kişinin, hem oyunun tekniği ile ilgili işleri, hem müziği, hem de figürleri idare etmesi gerekir. Bu nedenle bazen çırak kullandığı da olur. Bunlara yaptıkları işlere göre sandıkkar, yardak, dayrezen gibi adlar verilir.

Karagöz oyunlarında bilinen tiplemelerin XVII.yy.'da ortaya çıkmaya başladığı öne sürülmektedir. Karagöz oyunlarındaki kişilerin en önemli özelliği, değişik tiplerden seçilmiş olmalarıdır. Bunlar durağan, değişmez kişilikleri simgelerler. İstemlerini kullanma güçleri yoktur, bu yüzden sürekli kendilerini yinelerler. İlişkilerinde ve davranışlarında değişmezlik sözkonusudur. Belli bir zamana da oturtulmamışlardır. Geçmişleri ve gelecekleri yoktur. Abartılmış kusurlar, özellikler tek kişide toplanmıştır. Dış görünüşleri önemlidir.

XVII.yy.'da kesin biçimini alan Karagöz, kısa sürede en tutulan ve yaygın seyirlik oyunlardan olmuştur. Kaynaklarda XVI.yy.'dan başlayarak sık sık adına rastlanmakla birlikte, hakkında yeterince bilgi verilmemiştir. Karagöz oyunu üzerine bilgilerin çoğu XIX.yy. kaynaklarından edinilmiştir. Araştırmacılar Karagöz oyunlarının nasıl bir halk güldürüsü olduğuna ilişkin çeşitli görüşler öne sürmüşlerdir. Kimisine göre dar bir mahallenin sınırları içine sıkışmış, gerçek dünyayla ilişkisi olmayan; kimine göre felsefi ve tasavvufi; kimine göre de erotik öğelerin ağır bastığı bir halk seyirlik oyunudur. Türkiye'ye gelmiş birçok yabancı, gördükleri Karagözün açık saçık bir oyun olduğu üzerinde durmuşlardır. Thevenot, G.A.Oliver, Gerard de Nerval, Karagöz'ün perdeye erkeklik aygıtı ile çıktığını söyleyen Sevin, Edmond de Amicis. gibi. Nitekim ele geçen bazı kaynaklar, Karagöz oyunlarında siyasal taşlamalara ve güncel olaylara da yer verildiğini açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Çeşitli yabancı tanıklar Karagözün siyasal yönüne dokunuyorlar. Bir tanık, Karagözün hoşnutsuz kişilerin sözcüsü olduğu için yasaklandığını, kimi yerlerde sınırlı olarak oynatıldığını söylüyor. Bir başkası Karagöz'de söyleşmelerin yer yer mizahlı, nükteli, yer yer fitneci, ortalığı karıştırıcı olduğunu, sultana bile sataştığını belirtiyor. Oysa temel olan Karagöz'ün açık biçimli bir oyun olması, her olaya, konuya ve amaca uyarlanabilmesidir...

Türk gölge oyununun tek temsilcisi olan Karagöz'ün günümüzde canlılığını koruyamadığı görülmektedir. Çeşitli Karagöz oyunları sahneye, televizyona, baleye uyarlanmış, sergiler açılmış, Karagöz oyunu yarışmaları düzenlenmişse de günümüze değin geleneksel biçimi üzerinde yeterince durulmamıştır.

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 31/7/2006 - eeeee

 
 
Sensin canim yazim kisim 
Benim sirin nazli kusun 	
Sana sevgi ucurmusum 	
Uyu ninni uyu ninni  	
Bilirim ne cok dusun var 	
Cicek cicek opusun var 	
Bir gul gibi gulusun var 	
Uyu ninni uyu ninni 
	
 
 
Kovan kovan balin olsun 	
Bin cicekli dalin olsun 	
Denizlerde salin olsun 
	Uyu ninni uyu ninni  	
Gozlerin akip gidiyor 	
Uykulara gul seriyor 	
Ruyalar seni bekliyor 	
Uyu ninni uyu ninni  	              
M. Ruhi Sirin 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

site sakinleri

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS
sakin
sakin

Kategoriler

  • bebekler
  • nininler
  • Arkadaşlar

    hadi
    dostlukrehberi
    sudemsu
    hvvnr2000
    ahsennur
    angelsss
    arstekin
    BenimEserlerim
    cisil
    cananlar
    dilaran
    eyuptopcu
    filizsarihan
    ilkayoguzhan
    incitanemm
    kubrapesen
    mavidunya
    mondlicht
    nesrin768
    nurayekin68
    ONLARuyurken
    oyaamma
    RuMeYsA
    rumeysa1980
    sacita
    sanem
    serap
    sevda
    sude31
    sultan07
    sumeyye
    yagmurlar2
    lezzetblogu
    genocide
    Lara83
    neslinursema1
    tatlibloglar
    samiyusuffm
    senguluranasin
    >
    Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:3
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa